Yeni şehir, yeni hayat
İstanbul’a taşınmayı planladığımı ve hayatımı da yine orada sürdürmeyi düşündüğümü söylediğim bir arkadaşım (şimdilerde ‘eski’ sıfatı verdik kendisine), çok içten bir şekilde “Gelmeyin artık, yeter. Taşı-toprağı altın değil bu şehrin” demişti..
O zamanlarda bu düşüncesinin beni bir hayli kırdığını söyleyebilirim. Köyünden, sırtında yatağı ile çıkıp İstanbul yollarına düşen birine benzetildiğimi düşünmüştüm; tahmin edersiniz ki bu da bir hayli canımı sıktı… “Sana daaa, şehrine deeee” edâlarıyla başımdan savurdum sonra o eski arkadaşı..
Ama buraya gelişimin üzerinden çok da fazla gün geçmeden gördüm ki, gerçekten de haklı o eski arkadaş. Sadece gezmek, yeni yerler ve insanlar keşfetmek, hayatın lezzetini burada aramaktan daha farklı bir şey burada yaşamak; hatta bambaşka bir şey.
Seçiciliğimizi yitirecek kadar karmaşık olan şehrin bir yerlerinde milyonlarca insan yaşıyor.. Her gün onbinlerce araçla seyahat eden ve bir yerlere yetişmeye çabalayan bu insanları gördünçe anlıyorsun ki o bahsedilen sırtında yorgan-yatağını taşıyan kişiler gerçekten de var… Peki ama ne zararı var?
Bu insanların dışında, biz başka şehirlerden gelenleri ‘yabancı‘ olmakla damgalayan ve evimize geri dönmemizi isteyen insanlardan kaçı İstanbullu? Buralı olmakla övünen ve “Biz büyük şehrin büyük insanıyız” havasıyla gezenlerin kaçı bir başka yerden gelmedi? Peki ya Ankara’yı ‘taşra’ olarak niteleyen kaç insan gerçek bir şehir gördü hayatında?
İşte bu yüzden, İstanbullu geçinenler siz de boşverin..
Her şey güzel, hayat güzel. Kalabalığına ve karmaşasına aşık olduğunuz şehrin, o büyülü havasını yakalaması için hepimize ihtiyacı var…Bununla mutlu olun. Değişikliği, gelişimi, farklılığı, hayatı yaşayın. Öncelikle de zihninizi genişletin..
Ben buraya geldiğim için inanılmaz mutluyum. Yeni bir şehirde, yeni bir hayat kuruyorum. Uzağımdaki o muhteşem adamı düşleyerek attığım her adımda da burayı daha çok seviyorum.

