Sen dizime yattın, ben bir hikaye anlattım
‘Eski zamanlar’a dair özlemlerini sıralayan yaşlılar vardır ya hani etrafımızda; sürekli eski günlerde yaptıklarından, o zamanlarda var olanlardan, bizlerin adlarını bile duymadıkları şeylerden bahsederler. İşte ben de o ‘eski zaman sevdalısı’ yaşlılar gibi hissediyorum kendimi şu sıralar. Eskileri arıyorum durmadan, eski günleri özlüyorum; henüz var olmadığım zamanları… Henüz akıllarda bile olmadığım anları…
Eski şarkıları özlüyorum mesela. Ben doğmadan yıllar önce bestelenmiş, söylenmiş ve hatta çoktan unutulmuş o şarkıları… ‘Eskiler gibi değil şimdiki şarkılar’ diyorum, sanki zamanım o eskiler arasında geçmiş gibi, sanki bu nesli anlayamıyormuşum gibi…
Fast food kültürünün olmadığı zamanları özlüyorum. Çorbasından tatlısına kadar uzanıp giden sofraları, ailece yenen yemekleri, her akşam yapılan masa başı sohbetlerini. Bir an önce bitsin diye bakmak istemiyorum artık yemeğe; yavaş yavaş, tadını alarak yiyebilmeyi özlüyorum.
Eski filmleri özlüyorum. Kısıtlı imkânlarla, zor koşullar altında çekilen ama hiçbir zaman unutulamayacak anılara ev sahipliği yapan o filmleri. Sinemaya gitmenin büyük bir ödül olduğu o siyah-beyaz zamanları, film akarken ekrana yansıyan hataları…
Uyku öncesi anlatılan masalları özlüyorum; daima mutlu sonla biteceğinden emin olduklarımı. Rüyalara düşmeden önce kulaklarda kalan anne sesinden, nefesinden yansıyan uzun saçlı prensesleri özlüyorum; hiç umulmadık bir anda ortaya çıkan beyaz atlı şövalyeleri…
Yorum Yapılmamış
Henüz yorum yapılmamış.
Üzgünüz, yorum formu şimdilik kapalı.





