Sıcak ve tatlı
Kadınların, gerçekten hoşlanmasalar bile benimsedikleri ve kendilerine aitmiş gibi davrandıkları adamlar olur ya hani, işte Koray da benim için öyleydi.
İlk tanıştığımız gün bile onunla sadece ‘arkadaş’ sıfatında var olamayacağımızı anlamış, ancak hiçbir zaman için de fazlası olma yönünde bir adım atmamıştım.
Ben, genellikle (aşkın kendisine aşık bir profil çizdiğimden olsa gerek) ütopik dünyamın içine kolay kolay birisini dahil etmem. Hoşlandığım, flört ettiğim ve belki de fingirdeştiğim insanlar olur, ama o kadar.
Açıkçası, aşk konusundaki beklentilerim o denli yüksek ki bunun kimse tarafından karşılanamayacağımı bildiğimden hem erkeklerden uzak duruyor, hem de onları kendimden uzaklaştırmak için elimden geleni yapıyorum.
Bu durumun, “bilinçsiz bir savunma mekanizması” olduğunu, daha önce yaşadığım ilişkilerimin beni bu şekilde davranmaya yönlendirdiğini söylemeyi çok isterdim, ama maalesef değil.
Bu, gayet bilinçli bir şekilde yapılan ve bazen de bana pişmanlık vermiş bir hareket. Çünkü beni gerçekten de mutlu edebilecek ve benim de mutlu edebilme potansiyelim olan bazı değerli adamları sırf bu ‘korku’ yüzünden uzak tuttum kendimden.
Yakınlaşmaya çabaladıkları anda ya kaçtım ya da benden kaçmalarına neden olacak bir şey yaptım…
Ruhumun içinde barınan onlarca farklı karakterdeki kadın arasında gidip geldiğimden, bu dengesizlik de uzaklaştırma konusunda çok işime yaradı. Ama bu tamamen başka bir konu…
Neredeydim?
Ah, Koray…
Benden küçük olmasına ve tanıştığımızda bir başka adama aşık olmama rağmen hoşlanmıştım ondan. Belki de O aşkı uğruna kendimi kitlediğim adama benzediği içindi ilgim; bilmiyorum.
O’nun gibiydi Koray’ın gözleri, elleri…
Ama özellikle elleri…
O’nu tanıdığımda da ilk dikkatimi çeken elleri olmuştu; Koray’ın elleri de bir kadını kıskandıracak derecede güzeldi. Uzun, ince parmaklar ve beyaz ten.
O ellerin vücudumun en mahrem yerinde gezdiği günleri hatırladıkça, Koray’ın elleri daha çok çekti ilgimi. Onlara baktım bazı geceler, bazen de “Acaba” hayalleri kurdum. Ama hiçbir zaman hamlem olmadı ona dair, hayatla fazlasıyla meşguldüm ve her şeyden de önemlisi o gözümde çocuktu.
Yıllar geçtikçe ve eskisine nazaran daha büyük bir şevkle arkadaşlığımızı ilerlettikçe, yakınlaştık birbirimize. Yakınlığımız, diz dize izlenen filmler ve kaçamak dokunuşlara dönüştü. Bu dokunuşların, bizim o kadar ay/yıl ardından ilk kez yalnız kalıyor olmamızla ilgisi var mı, onu da bilmiyorum.
Bir gece, ondan kesinlikle beklemeyeceğim bir hamle yaptı Koray ve elimi tuttu…
Kendimi biliyorum, ilişkilerimde her zaman için ‘itici güç’ oldum. İlişki günlüğüme baktığımda görüyorum ki, hayatımda hep bir şekilde edilgen erkekleri seçmişim ve onlar da benim iteklememle harekete geçmişler. Bundan hoşnutum aslında. Bir şeyleri kontrol ediyor olmak eğlenceliyken, ilişkinin iplerini bu şekilde elde tutmak da bence oldukça zevkli…
Ama Koray için böyle bir ‘itici güç’ kullanmamıştım ve birden elimi tutması beni şaşırtmıştı. Kendimi uzun zamanların ardından ilk kez liseli gibi hissettiğimi hatırlıyorum…
Sanki, çocukluğum boyunca aşık olduğum ve ancak lisede ondan hoşlandığımı söylediğim o çocuk geçmişimden çıkıp gelmiş, bana ilk elimi tuttuğu günü yeniden yaşatıyordu.
Ve biz yine etrafımızda arkadaşlarımız varken sinsi sinsi sıranın altından el tutuşuyor, birbirimize şapşalca gülümsüyor ve biraz da utanıyorduk…
Öyle bir histi…
Elleriyse sıcak ve tatlı.
Elimi çekip-çekmeme telaşı yaşamadım, ben de tuttum elini. Bırakmak istemez gibi.
Biliyordum ki onunla hiçbir şey olmayacaktı, hiçbir zaman O’nun dokunduğu gibi dokun(a)mayacaktı bana. Hiçbir zaman saçlarımda özlemle gezinmeyecekti elleri ve ben hiçbir zaman bedenime sarmayacaktım o bedeni.
Yine de uzunca bir süre bırakmadım elini…
Güzeldi…
Yorum Yapılmamış
Henüz yorum yapılmamış.
