Yitirdiğim dostum, beni affet
Yıldızlardan mahrum bir gecenin şafağında fark ediyorsun hayatın ne denli acımasız olduğunu.
Aptallığını görüyorsun geçmiş perdesini aralayınca; bencilliğini ve hatta kaybolmuşluğunu soluyorsun. Peşisıra çalan damar şarkılar eşliğinde bakıyorsun eskiye. Yitirdiğin dostların, yitirdiğin aşkların geliyor aklına…
Yavaş yavaş yatağa siniyor adın. Birkaç eski fotoğraf eşliğinde akıyor gözyaşların…
Duvarlarına resimler yapılmış odaların loş ışıkları altında yapılan sohbetler doluyor sonra zihnine. Fark ediyorsun ki hep ‘çoğul’ oluyor hatıralar; bir zamanlar paylaşmış olmanın, paylaşabilmiş olmanın hazzıyla anıyorsun geçmişi. Hiç beklenmedik bir anda, eski zamanlara ait saatlerde özlüyorsun onları; hayatında tatlı-ekşi tatlar bırakanları. Sarılıyorsun kaleme, sarılıyorsun kağıda. Birbiri ardına sıralıyorsun harfleri; her bir kelimen hasret, her bir cümlen özür kokuyor…
***
“Biliyorum; asla aklına gelmezdi günün birinde yeniden benden haber alacağın. Biliyorum ki suçluyum; biliyorsun ki suçlusun. Biliyoruz ki hatalar yaptık birbirimiz ardından. Biliyoruz ki hiçbir büyü değiştiremez olanları. Olsun.
Tüketilmiş bir dostluğun ardından birkaç kelam etmeye hakkımız var; biliyorsun.
Tüketmek.
Adınla uyandığım yüzlerce günde ne de çok kullandık bu kelimeyi. İnsanların ne kadar bencil olduklarından, ne kadar da aptal olduklarından dem vurup, hayatı tüketişlerine kızdık…
Ama biz de tükettik; bizi, dostluğumuzu, sevgimizi.
Seninle ‘tükenen’lerden oluşumuza acıyorum. Yitirilemeyecek kadar değerli olan bir şeyi bu kadar çabuk yok ettiğimiz için, o zamanki halimizi silkeleyip savurmak istiyorum. Bazen sana, çoğunlukla da kendime kızıyorum.. Ne yazık ki yaptığımız hiçbir şeyi geri alamıyorum.
Komik ama, bu gibi anlarda, aklıma dur durak bilmeden savurduğun küfürler geliyor. Biliyor musun, onlara bile gülümseyebiliyorum.
Sana defalarca ‘küfür etmemen’ gerektiği konusunda yaptığım uyarıları düşünüyorum; ağzını doldura doldura ettiğin çoğu küfrün aslında ne kadar yerli yerine oturduğunu görüyorum.
Beni biliyorsun; hiç olmadık bir anda aklıma geliverir her şey.Tıpkı şimdi olduğu gibi.
‘Susmak’ konusunda başarılı olduğumu asla iddia etmedim.
O yüzden… O kadar bakmışken anılara ve düşlemişken geçmişi… Kahve & sigara moduna da almışken ibreyi; seni es geçemedim…
Beni biliyorsun; hatalar yapan ve bunları da asırlardan sonra fark eden biriyim. Yine öyle… ‘Geç’ fark ettiğim her şey için beni affet; ben bizi çoktan ettim…
Beni biliyorsun… Daima seni seviyorum.”






Belki de yitirdiğini düşündüğün dostlarından biriyim.Ama sen ahmak bir insansın ki ben bunca zamandır tanıyıp beni yitirdiğini düşünüyorsun.Oysa ben her topuk sesinde seni anıyorum.Acımasız hayat yordu bizi , kollarım tutmaz,aklım düşünmez oldu.Vurdumduymaz yaptı kalbimi.Ama aklıma düşünce bir isim, yakar kalbimi her dem o biçim.Küfreden dostlarından biri olarak siktiğim hayatta bana dolapta doğum günü hediyesi bir kart bırakan sen ‘hep mutlu ol’ yazmıştın.Bilir misin ki o kart taşındığım her semte her eve peşimsıra gelir bir kutunun içinde…
Kasım 2nd, 2011 at 21:57