Accio

Lumos

Quotes

Her ne olursa olsun, kendin olmak için asla geç değildir. Ya da benim durumumda asla erken değildir.

Bunun zamanı yoktur, istediğin zaman başlayabilirsin. Değişebilir ya da aynı kalabilirsin. Bu işin bir kuralı yoktur. Hayatımızı iyi ya da kötü yaşayabiliriz. Umarım seninki mükemmel olur. Umarım seni şaşırtacak şeyler yaşarsın.

Umarım daha önce hiç hissetmediğin duygular yaşarsın. Umarım hayata başka bir pencereden bakan insanlarla tanışırsın.

Umarım gurur duyduğun bir hayat yaşarsın. Ve eğer yaşamadığını düşünürsen, umarım içinde her şeye yeniden başlayacak gücü bulursun.. (Benjamin Button'un Tuhaf Hikâyesi)

Kategoriler

Arşiv

Tazeler

29
Ağu

Yeni şehir, yeni hayat

İstanbul’a taşınmayı planladığımı ve hayatımı da yine orada sürdürmeyi düşündüğümü söylediğim bir arkadaşım (şimdilerde ‘eski’ sıfatı verdik kendisine), çok içten bir şekilde “Gelmeyin artık, yeter. Taşı-toprağı altın değil bu şehrin” demişti..

O zamanlarda bu düşüncesinin beni bir hayli kırdığını söyleyebilirim. Köyünden, sırtında yatağı ile çıkıp İstanbul yollarına düşen birine benzetildiğimi düşünmüştüm; tahmin edersiniz ki bu da bir hayli canımı sıktı… “Sana daaa, şehrine deeee” edâlarıyla başımdan savurdum sonra o eski arkadaşı..

Ama buraya gelişimin üzerinden çok da fazla gün geçmeden gördüm ki, gerçekten de haklı o eski arkadaş.  Sadece gezmek, yeni yerler ve insanlar keşfetmek, hayatın lezzetini burada aramaktan daha farklı bir şey burada yaşamak; hatta bambaşka bir şey.

Seçiciliğimizi yitirecek kadar karmaşık olan şehrin bir yerlerinde milyonlarca insan yaşıyor.. Her gün onbinlerce araçla seyahat eden ve bir yerlere yetişmeye çabalayan bu insanları gördünçe anlıyorsun ki o bahsedilen sırtında yorgan-yatağını taşıyan kişiler gerçekten de var… Peki ama ne zararı var?

Bu insanların dışında, biz başka şehirlerden gelenleri ‘yabancı‘ olmakla damgalayan ve evimize geri dönmemizi isteyen insanlardan kaçı İstanbullu? Buralı olmakla övünen ve “Biz büyük şehrin büyük insanıyız” havasıyla gezenlerin kaçı bir başka yerden gelmedi? Peki ya Ankara’yı ‘taşra’ olarak niteleyen kaç insan gerçek bir şehir gördü hayatında?

İşte bu yüzden, İstanbullu geçinenler siz de boşverin..

Her şey güzel, hayat güzel. Kalabalığına ve karmaşasına aşık olduğunuz şehrin, o büyülü havasını yakalaması için hepimize ihtiyacı var…Bununla mutlu olun.  Değişikliği, gelişimi, farklılığı, hayatı yaşayın. Öncelikle de zihninizi genişletin..

Ben buraya geldiğim için inanılmaz mutluyum. Yeni bir şehirde, yeni bir hayat kuruyorum. Uzağımdaki o muhteşem adamı düşleyerek attığım her adımda da burayı daha çok seviyorum.

28
Tem

Seçimlerinde varsın

Hayatımızın seçimlerden oluştuğu gerçeğiyle küçük yaşlardan itibaren karşılaşıyoruz. Her gün milyonlarca minik seçim yapıyoruz; neler yaşayacağımızı, ne şekilde devam edeceğimizi bizler seçiyoruz.
İlişkiler söz konusu olduğundaki seçim yelpazesi de sanıyorum ki bilinenden daha geniş..

Hayatımı yavaştan yavaştan şekillendirdiğim şu anlarda yaptığım her seçimin, verilen ufacık kararların kelebek etkisiyle katlanacağını ve hayatımı etkileyeceğini biliyorum.

Dikkatli olmaya çalışıyorum; daha fazla çocuk olmamaya.. Mantıklı davranmaya ve elbet de ‘daha iyi’ olmaya..

Yine de yaşam zorluyor beni…

Hiç ummadığım anda karşına çıkan bir şey, karar ve isteklerimi etkileyebiliyor. Bundan 3 dakika önce yazmayı düşündüğüm şeyle şu an yazdığım şey arasında bile milyonlarca fark var.

Bazen, ‘asıl ben’e düşmek, içinde kaybolmak ve hayatın gidişatının nasıl olacağı noktasında hiçbir şey düşünmemek istiyorum… Bazen de artık zamanımın geldiğini; bir nebze de olsa durulmam, uslanmam ve kendime bir çeki düzen vermem gerektiğini…

Aslında en çok insanlara neler söylemem gerektiğini düşünüyorum.

Nasıl davranmam gerektiğini.. İçinden geleni mi yapmalıyım, yoksa ‘aklı başında’ mı olmalıyım?
Ev arkadaşım, sıklıkla bu gibi anlarda kendimi tutmam gerektiğini ve tabii ki her arzuladığım şeyi dile getirmemem gerektiğini söylüyor…

Peki neden?

Öyle olduğu zaman, insanlar için ‘daha değerli’ olunuyor da ondan.

Ne yazıktır ki bizi çevreleyen insanların  büyük bir bölümü bu şekilde düşünüyor. (Kaçan kovalanır, seversen üzülürsün – üzersen sevilirsin, söyledin de ne oldu, ilk o söylesin, ilk o yapsın, ilk o bilmem ne etsin muhabbetleri kısacası...)
Peki neden?

Öyle olduğu zaman gururunu korursun da ondan.

Yahu, ne gibi bir anlayış bu gerçekten anlamıyorum. Karşımdaki insan, iletişimde olduğum kişi – aramızdaki iletişim ne şekilde olursa olsun – bana karşı gerçekten dürüst olsa ve içinden geldiği gibi davransa son derece mutlu olurdum.

Hayatına, ilişkimize, düşündüklerine ve de söylediklerine sansür uygulamasa…
Elekten geçirmese…

Zamanı değil‘ diye düşünmese…

Ben, hayatım boyunca, o minik seçimler noktasında, bunun aksini yaptım işte. Hiçbir zaman içimden geçen bir şeyi gizlemedim. İyi ya da kötü ayırt etmeden, düşündüklerim ve hissettiklerim noktasında net oldum.

İstisnasız her kişiye, onun hakkında ne düşündüğümü ve bana ne anlam ifade ettiğini söyledim..
Sonucunu da önemsemedim üstelik…

Sonraki Sayfa »