Accio

Lumos

Quotes

Her ne olursa olsun, kendin olmak için asla geç değildir. Ya da benim durumumda asla erken değildir.

Bunun zamanı yoktur, istediğin zaman başlayabilirsin. Değişebilir ya da aynı kalabilirsin. Bu işin bir kuralı yoktur. Hayatımızı iyi ya da kötü yaşayabiliriz. Umarım seninki mükemmel olur. Umarım seni şaşırtacak şeyler yaşarsın.

Umarım daha önce hiç hissetmediğin duygular yaşarsın. Umarım hayata başka bir pencereden bakan insanlarla tanışırsın.

Umarım gurur duyduğun bir hayat yaşarsın. Ve eğer yaşamadığını düşünürsen, umarım içinde her şeye yeniden başlayacak gücü bulursun.. (Benjamin Button'un Tuhaf Hikâyesi)

Kategoriler

Arşiv

Tazeler

12
Ağu

Ve İstanbul

O klasik sahneyi yaşadığımda 5 yaşındaydım

Haydarpaşa Tren Garı‘ndan adımımı ilk kez İstanbul’a atmadan önce, Afyon’dan kuzeye doğru uzanan zorlu bir yolculuk geçirmiş, bir hayli de yorulmuştum. O sıralarda hayatın benim için anlamı, daha güzel kıyafetler giymek, bol bol resim yapmak ve arkadaşlarımla oynamaktı. Tren yolculuğu da ilginç gelmişti bu yüzden. Trene girer girmez ikiletmeden yerime oturmuş, gece boyunca da varış noktamızda neler yapacağımı düşünmüştüm…

Annem, “İstanbul’a gidiyoruz” dediğinde, aklıma ilk olarak alacağımız güzel güzel elbiseler ve vapurlar gelmişti. Gece boyunca yeni elbiselerimin hayalini kurmuştum…  Elbet ya, güzel bir çocuk olarak bambaşka bir şehirden alınan güzel şeylere ihtiyacım vardı; ayrıca vapurdan martılara simit atan insanları da hep kıskanmıştım. Ben de paylaşacaktım simidimi; ama çoğunu ben yiyecektim, kesin acıkırdım.

Heyecanlıydım; hem de çok. Kurduğum güzel düşler yüzünden saatlerce uyuyamadım.

Aslında İstanbul’a gidişimizin nedeni bir hayli acıklıydı. Karşı komşumuz Nuray teyze çok  hastaydı; bana tam olarak söylememişlerdi ama durumun ciddiyetini anlamıştım. Çocuk aklımla onun için çok üzüldüğümü hatırlıyorum; İstanbul’a gidiyor oluşumuza sevinmeme rağmen, o tatlı düşler içinde yer alan kara lekeyi bir türlü çıkaramamıştım.

Biz annemle hastanenin loş koridorunda onu beklerken ortamı saran havayı da unutamam. Annem suskundu, Nuray teyzenin yanımıza sonradan katılan akrabası suskundu; öleceğini sanmıştım…

Yine de… Hastaneye gidip gelirken bindiğimiz vapur, Galata Köprüsü’nde yediğimiz balık-ekmek, martılara simit atmak çok, çok güzeldi..

İstanbul’un anlamı oldu sonra bu üçlü.. Vapur, balık-ekmek ve martılar..

…………………………….

Şimdi yeniden İstanbul’dayım..

Şehrin yıllar içinde anlam değiştiren her halinden sıyırdım kendimi. Yalnız gibiyim, ama değilim de. Bambaşka bir hayatta, bambaşka bir hikâye kuruyorum..

Bir martıyla vapura binip, balık-ekmek yiyeceğimi hayal ediyorum mesela. O martıyı özlüyorum; 5 yaşındaki heyecanımı bana geri verdiği içinse her geçen dakika daha çok seviyorum.

11
Tem

Sıcak ve tatlı

Kadınların, gerçekten hoşlanmasalar bile benimsedikleri ve kendilerine aitmiş gibi davrandıkları adamlar olur ya hani, işte Koray da benim için öyleydi.

İlk tanıştığımız gün bile onunla sadece ‘arkadaş’ sıfatında var olamayacağımızı anlamış, ancak hiçbir zaman için de fazlası olma yönünde bir adım atmamıştım.

Ben, genellikle (aşkın kendisine aşık bir profil çizdiğimden olsa gerek) ütopik dünyamın içine kolay kolay birisini dahil etmem. Hoşlandığım, flört ettiğim ve belki de fingirdeştiğim insanlar olur, ama o kadar.

Açıkçası, aşk konusundaki beklentilerim o denli yüksek ki bunun kimse tarafından karşılanamayacağımı bildiğimden hem erkeklerden uzak duruyor, hem de onları kendimden uzaklaştırmak için elimden geleni yapıyorum.

Bu durumun, “bilinçsiz bir savunma mekanizması” olduğunu, daha önce yaşadığım ilişkilerimin beni bu şekilde davranmaya yönlendirdiğini söylemeyi çok isterdim, ama maalesef değil.

Bu, gayet bilinçli bir şekilde yapılan ve bazen de bana pişmanlık vermiş bir hareket. Çünkü beni gerçekten de mutlu edebilecek ve benim de mutlu edebilme potansiyelim olan bazı değerli adamları sırf bu ‘korku’ yüzünden uzak tuttum kendimden.

Yakınlaşmaya çabaladıkları anda ya kaçtım ya da benden kaçmalarına neden olacak bir şey yaptım…

Ruhumun içinde barınan onlarca farklı karakterdeki kadın arasında gidip geldiğimden, bu dengesizlik de uzaklaştırma konusunda çok işime yaradı. Ama bu tamamen başka bir konu…

Neredeydim?

Ah, Koray…

Benden küçük olmasına ve tanıştığımızda bir başka adama aşık olmama rağmen hoşlanmıştım ondan. Belki de O aşkı uğruna kendimi kitlediğim adama benzediği içindi ilgim; bilmiyorum.

O’nun gibiydi Koray’ın gözleri, elleri…

Ama özellikle elleri

O’nu tanıdığımda da ilk dikkatimi çeken elleri olmuştu; Koray’ın elleri de bir kadını kıskandıracak derecede güzeldi. Uzun, ince parmaklar ve beyaz ten.

O ellerin vücudumun en mahrem yerinde gezdiği günleri hatırladıkça, Koray’ın elleri daha çok çekti ilgimi. Onlara baktım bazı geceler, bazen de “Acaba” hayalleri kurdum. Ama hiçbir zaman hamlem olmadı ona dair, hayatla fazlasıyla meşguldüm ve her şeyden de önemlisi o gözümde çocuktu.

Yıllar geçtikçe ve eskisine nazaran daha büyük bir şevkle arkadaşlığımızı ilerlettikçe, yakınlaştık birbirimize. Yakınlığımız, diz dize izlenen filmler ve kaçamak dokunuşlara dönüştü. Bu dokunuşların, bizim o kadar ay/yıl ardından ilk kez yalnız kalıyor olmamızla ilgisi var mı, onu da  bilmiyorum.

Bir gece, ondan kesinlikle beklemeyeceğim bir hamle yaptı Koray ve elimi tuttu…

Kendimi biliyorum, ilişkilerimde her zaman için ‘itici güç’ oldum. İlişki günlüğüme baktığımda görüyorum ki, hayatımda hep bir şekilde edilgen erkekleri seçmişim ve onlar da benim iteklememle harekete geçmişler. Bundan hoşnutum aslında. Bir şeyleri kontrol ediyor olmak eğlenceliyken, ilişkinin iplerini bu şekilde elde tutmak da bence oldukça zevkli…

Ama Koray için böyle bir ‘itici güç’ kullanmamıştım ve birden elimi tutması beni şaşırtmıştı. Kendimi uzun zamanların ardından ilk kez liseli gibi hissettiğimi hatırlıyorum…

Sanki, çocukluğum boyunca aşık olduğum ve ancak lisede ondan hoşlandığımı söylediğim o çocuk geçmişimden çıkıp gelmiş, bana ilk elimi tuttuğu günü yeniden yaşatıyordu.

Ve biz yine etrafımızda arkadaşlarımız varken sinsi sinsi sıranın altından el tutuşuyor, birbirimize şapşalca gülümsüyor ve biraz da utanıyorduk…

Öyle bir histi…

Elleriyse sıcak ve tatlı.

Elimi çekip-çekmeme telaşı yaşamadım, ben de tuttum elini. Bırakmak istemez gibi.

Biliyordum ki onunla hiçbir şey olmayacaktı, hiçbir zaman O’nun dokunduğu gibi dokun(a)mayacaktı bana. Hiçbir zaman saçlarımda özlemle gezinmeyecekti elleri ve ben hiçbir zaman bedenime sarmayacaktım o bedeni.

Yine de uzunca bir süre bırakmadım elini…

Güzeldi…

Sonraki Sayfa »