Yitirdiğim dostum, beni affet
Yıldızlardan mahrum bir gecenin şafağında fark ediyorsun hayatın ne denli acımasız olduğunu.
Aptallığını görüyorsun geçmiş perdesini aralayınca; bencilliğini ve hatta kaybolmuşluğunu soluyorsun. Peşisıra çalan damar şarkılar eşliğinde bakıyorsun eskiye. Yitirdiğin dostların, yitirdiğin aşkların geliyor aklına…
Yavaş yavaş yatağa siniyor adın. Birkaç eski fotoğraf eşliğinde akıyor gözyaşların…
Duvarlarına resimler yapılmış odaların loş ışıkları altında yapılan sohbetler doluyor sonra zihnine. Fark ediyorsun ki hep ‘çoğul’ oluyor hatıralar; bir zamanlar paylaşmış olmanın, paylaşabilmiş olmanın hazzıyla anıyorsun geçmişi. Hiç beklenmedik bir anda, eski zamanlara ait saatlerde özlüyorsun onları; hayatında tatlı-ekşi tatlar bırakanları. Sarılıyorsun kaleme, sarılıyorsun kağıda. Birbiri ardına sıralıyorsun harfleri; her bir kelimen hasret, her bir cümlen özür kokuyor…





